
Ariel Pink - Dedicated to Bobby Jameson
8.8 / 10
Lo-fi müzik semalarında dolanmayı huy edinmiş Ariel Pink, “pom pom”dan üç yıl sonra gün ışığına çıkardığı, müzisyen Bobby Jameson’a adanmış yeni albümü “Dedicated to Bobby Jameson”da, bir benzerini aramaya kalktığımızda elimiz boş döneceğimiz bir sound yaratıyor. Bazı şarkılarda sanki kapı aralığından kulaklarımıza seslenen, epey ‘geçmiş’e yönelen, fazla artistik, hafif gerçeküstü bir ambiyans yakalıyor müzisyen. 60’lar psychedelic rock’ından gotik rock ezgilerine, oradan da sunshine pop’a uzanırken karanlık elektronik tınılar serpiştirmeyi ihmal etmiyor. Albüm kapağı ise sanki, 70’lerde çekilmiş okült temalı bir korku filminin afişiymiş gibi duruyor. Yılın en muazzam kapak çalışmalarından biri.
Kilit Parçalar: Time To Meet Your God, Santa's in the Closet, Another Weekend, Time to Live
LCD Soundsystem - American Dream
8.3 / 10
LCD Soundsystem, cayır cayır yanan melankolik synth'lerle dolup taşan, yeni albüme de ismini veren parçayı yayınladığında, albümün geneli adına büyük umutlara kapılmamıza neden olmuştu. Neyse ki, hiç planda yokken, uzun bir aradan sonra yaptıkları geri dönüşle şaşırtan grubun son çalışmasını dinlerken, umduğumuzdan daha fazlasını bulduk. Evet, LCD Soundsystem’in bugüne kadarki en iyi çalışmasıyla kucaklaşabilirsiniz. Synth'leri ve synthesizer’ı, rock ve punk müzik ruhuyla dans müziğine hizmet ettirirken, Pet Shop Boys ve The Human League’a da selam çakan bir albümle karşı karşıyayız. James Murhpy’nin vokalinin Philip Oakey’i epey andırdığını biliyoruz ama bu sefer grubun sound’u, The Human League’nin “Travelogue” adlı albümüyle fazla içli dışı tınlıyor. Tabii bu durumun hiçbir sakıncalı tarafı yok.
Kilit Parçalar: how do you sleep?, american dream, oh baby, tonite
Chelsea Wolfe - Hiss Spun
7.2 / 10
Muhteşem “Pain Is Beauty”nin üstüne en az onun kadar muazzam bir albümü, “Abyss”i kaydeden Chelsea Wolfe, “Hiss Spun”la bahsettiğimiz iki albümdeki elektronik dalgaları terk edip, gotikle kaynaşan saf metal/doom-metal sound’unun keskinliğine kendini bırakıyor. Bu onun en iyi albümü değil fakat yer yer dudak uçuklattığı kesin. “The Culling” veya albümden çıkış parçası “Scrape”, sıkı metal dinleyicisi olsanız bile deneyimlerken yerinize çivileyen ve farklılığını hissettiren parçalar. Wolfe’un vokali ise her zamanki gibi baş döndürücü ve kışkırtıcı geliyor kulağa.
Kilit Parçalar: Scrape, The Culling, Vex, Two Spirit
Zola Jesus - Okovi
9.0 / 10
Kilit Parçalar: Veka, Remains, Witness, Wiseblood
Future Islands - The Far Field
7.4 / 10
Kabul edelim, “The Far Field”, çeşitlilik açısından önceki Future Islands albümlerine göre bir basamak geride kalan bir çalışma. Özellikle grubun “On the Water”da yaptıklarını düşününce, bu albümdeki parçaların birbirlerine benzerliği, bütünlük ya da tutarlılık yaratmaktan çok bir süre sonra dezavantaja dönüşüyor. Yine de Samuel T. Herring'in baskın vokalleriyle yürüyen “Day Glow Fire” ve “Time On Her Side” gibi parçalar albümün akıl çelenleri olarak öne çıkıyorlar. Bu albüm “Singles” veya “On the Water” gibi kalıcı olmayacak fakat yine de dinlemeye değer.
Purity Ring - Shrines
8.6 / 10
Corin Roddick ve Megan James ikilisi “Another Eternity”de, genel kitleye de hitap eden parçalar üretmeden önce ilk albümleri “Shrines”ta her dakikasıyla yaratıcılık kokan bir işe imza atmışlardı. Kendi içinde bir müzik dili oluştururken aynı zamanda ‘dinleme deneyimi’ süresi boyunca bu derece görsel imgeler yaratabilen başka bir albüm bulmak çok kolay değil.
İkili, witch house’un karanlık dünyasını ve altyapılardaki trap ritimlerin düzensizliğini, ağırlıklı olarak kullanılan synth'lerin canlılığıyla birleştiriyor. Fakat witch house atmosferi, Sidewalks and Skeletons'ın ve oOoOO'nun işlerindeki kadar karanlık bir yöne sahip değil. Albüm, üzerinize neon ışıkları saçan tam bir synth şöleni esasen! “Shrines”, kıyısını köşesini gösterişli synth’lerle tanıştırıyor ve kullanılan efektleri duyar duymaz parçalara odaklanıyorsunuz. Albüm, ses mühendisliği konusundaki başarısıyla, Kanada'dan dalga dalga yayılan elektronik müzik titreşimleri adına yenilikçi ve şaşırtıcı bir örnek teşkil ediyor.
8.6 / 10
Corin Roddick ve Megan James ikilisi “Another Eternity”de, genel kitleye de hitap eden parçalar üretmeden önce ilk albümleri “Shrines”ta her dakikasıyla yaratıcılık kokan bir işe imza atmışlardı. Kendi içinde bir müzik dili oluştururken aynı zamanda ‘dinleme deneyimi’ süresi boyunca bu derece görsel imgeler yaratabilen başka bir albüm bulmak çok kolay değil.
İkili, witch house’un karanlık dünyasını ve altyapılardaki trap ritimlerin düzensizliğini, ağırlıklı olarak kullanılan synth'lerin canlılığıyla birleştiriyor. Fakat witch house atmosferi, Sidewalks and Skeletons'ın ve oOoOO'nun işlerindeki kadar karanlık bir yöne sahip değil. Albüm, üzerinize neon ışıkları saçan tam bir synth şöleni esasen! “Shrines”, kıyısını köşesini gösterişli synth’lerle tanıştırıyor ve kullanılan efektleri duyar duymaz parçalara odaklanıyorsunuz. Albüm, ses mühendisliği konusundaki başarısıyla, Kanada'dan dalga dalga yayılan elektronik müzik titreşimleri adına yenilikçi ve şaşırtıcı bir örnek teşkil ediyor.
7.8 / 10
Elektronik müziğini özgün 'ses dalgaları'yla oluşturan dahi müzisyen Tim Hecker’ın, son albümü “Virgins”tan üç yıl sonra yayınladığı “Love Streams”, sanatçının soğuk ambient ve drone ses manzaralarına yeni bir boyut kazandırıyor. Albümde koro sesleri ve bozulmuş, kesik vokal düzenlemeleri yer alırken, adeta Steve Reich eserlerini hatırlatan minimalist bir üslup devreye giriyor. “Voice Crack”, “Violet Monumental II” ve “Bijie Dream” gibi parçalarda da bu minimal üslup glitch öğelerle kaynaşıyor. “Love Streams”, Hecker’ın en deneysel çalışması.
Goldfrapp - Silver Eye
7.6 / 10
Goldfrapp’in müzik serüveni, hem eleştirel anlamda hem de müzikal stil olarak bazen yükselen, bazen de alçaklarda dolanan bir grafiğe sahip… Neyse ki yüksek tonda gezinen capcanlı yeni çalışmaları “Silver Eye”, sound bakımından “Black Cherry”e fazlasıyla yakın duruyor. “Black Cherry”nin en iyi albümleri olduğunu düşünürsek bu durumun grubun lehine işlediğini söyleyebiliriz.
Goldfrapp yedinci albüm “Silver Eye”da, electroclash ve endüstriyel temaslardan destek alarak sert ve keskin ritimlere, dans müziği synth’lerine kendini bırakıyor. Albümün sound'u 2010’ların gerisinde kalmayarak ‘gün’ü yakalamayı başarıyor. Bunda, kendi kuşağının en yenilikçi müzisyenlerinden The Haxan Cloak’ın albümde yer almasının payı da vardır kuşkusuz. “Silver Eye”, “Black Cherry”nin tacını hakkıyla alıp takıyor. Ben özellikle “Become the One”, “Zodiac Black”, “Faux Suede Drifter” ve “Ocean”ı sevdim.
Yorumlar
Yorum Gönder