İtalyan sinemasının ustalarından ve modern sinemanın öncü figürlerinden Michelangelo Antonioni'nin en iyi 5 filmi;

1. L'Eclisse (1962)
Michelangelo Antonioni’nin “İletişimsizlik Üçlemesi”nin son filmi olan “L’Eclisse”, yönetmenin şiirsel ve soyut sinema anlayışının zirvesi aynı zamanda. Filmde, Monica Vitti ve Alain Delon’un ‘tüllerin ardına’ gizlenmiş aşkını ele alan yönetmen, şehrin karmaşası arasında yeşermeye çalışan duyguları kurcalar ve her karesi akıllara kazınan bir başyapıt yaratır. Özellikle hipnotik final sahnesi unutulmazdır.
2. L'Avventura (1960)
Antonioni “İletişimsizlik Üçlemesi”nin ilk filminde modern sinemaya damga vuracak bir sinema dili inşa eder. Aniden ortadan kaybolan bir kadının öyküye arka fon olduğu filmde, gelgitli duygular, varoluş sıkıntıları, modern hayatın kaosu ve ‘kıvılcımlanamayan’ bir aşk resmedilir. Siyah-beyaz muhteşem bir sinematografiye sahip 143 dakikalık “L’Avventura”, sanat sinemasının şaheserlerinden kuşkusuz.
3. The Passenger (1975)
Antonioni “The Passenger” ile yine sinemasının kilit temalarının röntgenini çekmeye çalışır. Kimliğinden ve geçmişinden kaçmaya çalışan David karakterinin ruhsal ikilemlerine psikolojik açıdan yoğun bir atmosferde ayna tutar. Minimalist bir yol filmi olarak da okunabilecek “The Passenger”da Jack Nicholson’ın en iyi performanslarından birini sergilediğini hatırlatalım
4. Blow-Up (1966)
Bugün modern sinemanın en önemli eserlerinden biri olarak anılan “Blow-Up”, özellikle meşhur tenis maçı sahnesiyle bilinir. Antonioni’nin İngilizce çektiği ve fotoğraf sanatçısı rolünde David Hemmings’i başrole taşıdığı filmde, bir cinayet olayı sonrası, ‘gerçeğe’ ve ‘görünen’in ötesine cüretkar bir bakış atar yönetmen. Vanessa Redgrave’in filmdeki varlığı ise eserin belleklere yerleşen unsurlarındandır.
5. Zabriskie Point (1970)
Antonioni’nin Amerika’da çektiği tek film olan “Zabriskie Point”, yönetmenin hakkı pek teslim edilmemiş işlerinden biri. Pink Floyd ve Jerry Garcia imzalı müziklerin başı çektiği bir soundtrack albüme sahip olan filmde yönetmen, göz attığı hippi gençliği üzerinden çarpıcı bir politik ton yaratır. Özellikle çöldeki sevişme sahnesi ve finaldeki slow-motion ‘patlama’ anı, sadece filmin değil, Antonioni sinemasının tepe noktalarından.

1. L'Eclisse (1962)
Michelangelo Antonioni’nin “İletişimsizlik Üçlemesi”nin son filmi olan “L’Eclisse”, yönetmenin şiirsel ve soyut sinema anlayışının zirvesi aynı zamanda. Filmde, Monica Vitti ve Alain Delon’un ‘tüllerin ardına’ gizlenmiş aşkını ele alan yönetmen, şehrin karmaşası arasında yeşermeye çalışan duyguları kurcalar ve her karesi akıllara kazınan bir başyapıt yaratır. Özellikle hipnotik final sahnesi unutulmazdır.
2. L'Avventura (1960)
Antonioni “İletişimsizlik Üçlemesi”nin ilk filminde modern sinemaya damga vuracak bir sinema dili inşa eder. Aniden ortadan kaybolan bir kadının öyküye arka fon olduğu filmde, gelgitli duygular, varoluş sıkıntıları, modern hayatın kaosu ve ‘kıvılcımlanamayan’ bir aşk resmedilir. Siyah-beyaz muhteşem bir sinematografiye sahip 143 dakikalık “L’Avventura”, sanat sinemasının şaheserlerinden kuşkusuz.
3. The Passenger (1975)
Antonioni “The Passenger” ile yine sinemasının kilit temalarının röntgenini çekmeye çalışır. Kimliğinden ve geçmişinden kaçmaya çalışan David karakterinin ruhsal ikilemlerine psikolojik açıdan yoğun bir atmosferde ayna tutar. Minimalist bir yol filmi olarak da okunabilecek “The Passenger”da Jack Nicholson’ın en iyi performanslarından birini sergilediğini hatırlatalım
4. Blow-Up (1966)
Bugün modern sinemanın en önemli eserlerinden biri olarak anılan “Blow-Up”, özellikle meşhur tenis maçı sahnesiyle bilinir. Antonioni’nin İngilizce çektiği ve fotoğraf sanatçısı rolünde David Hemmings’i başrole taşıdığı filmde, bir cinayet olayı sonrası, ‘gerçeğe’ ve ‘görünen’in ötesine cüretkar bir bakış atar yönetmen. Vanessa Redgrave’in filmdeki varlığı ise eserin belleklere yerleşen unsurlarındandır.
5. Zabriskie Point (1970)
Antonioni’nin Amerika’da çektiği tek film olan “Zabriskie Point”, yönetmenin hakkı pek teslim edilmemiş işlerinden biri. Pink Floyd ve Jerry Garcia imzalı müziklerin başı çektiği bir soundtrack albüme sahip olan filmde yönetmen, göz attığı hippi gençliği üzerinden çarpıcı bir politik ton yaratır. Özellikle çöldeki sevişme sahnesi ve finaldeki slow-motion ‘patlama’ anı, sadece filmin değil, Antonioni sinemasının tepe noktalarından.
Yorumlar
Yorum Gönder