Yazar: Ali Furkan Çalışkan
Dönüyordu. Ev, gözümün önünde dönüyordu. Sırtımı duvara yasladım. Sağ
elimle başımı, sonra boynumu ovaladım. İçeriden Kaan’ın sesi geliyordu.
Bilgisayar oyununa kapılmıştı. En küçüğü sepete koyduğum oyuncakları
tekrar dağıtıp salonun her yerine saçıyordu. Ben topluyordum o
saçıyordu. Bunu bilinçli yapıyor gibi hissediyordum. Kendi çocuğum bana
savaş açmıştı. Yerlerde sürünüyordu.
Ben yemek hazırlarken, lego kutusunu getirip mutfağın tam ortasına
döktü. Minik lego parçaları buzdolabının alt kısımlarında gözden
kayboldu. Daha iki saat önce topladığım legolardı bunlar. Dün de 1000
parçalık puzzle’ı kutusundan çıkarıp misafir odasının her yerine
dağıtmıştı. Dolabındaki titizlikle katladığım temiz eşyaları geri
çıkarıp tekrar kirli sepetine atıyordu. Dört yaşındaki bir çocuk kabusum
olmuştu. Ben mutfakta yaptığı hareketi görünce çıldırdım ve onu
peşinden kovaladım. O kahkahalarla odasına doğru kaçarken gözyaşları
içindeydim. Kalbim küt küt atıyordu o an. Sabah Dideral almıştım oysa.
Odasının kapısını kapatmak üzereyken kapıyı ittim, kolundan tuttum ve
sıktım.
“Canavar mısın sen? Yüzüme bak.”
Ağlamaya başladı. Kolunu bıraktım. O hışımla peşinden koşarken yemeği
unuttuğumu farkedip mutfağa geri döndüm. Kapıyı arkasından kapamıştım.
Yemek neyse ki yanmamıştı. Banyoya geçip doktorun iki gün önce yazdığı
antidepresanlardan birini yuttum. Bugünkü üçüncü tabletimdi. Üstelik
hepsini aç karnına içmiştim. Midem feci bulanıyordu ama bu durumdan
keyif alıyordum içten içe. Vücuduma eziyet etmek, onu hor görmek hoşuma
gidiyordu. Banyo kapısı yumruklandı. Gözyaşlarımı sildim. Kaan tuvalete
girmek istiyordu. Kapıyı açtım, o kenardan içeriye sıvışırken çalan
telefona doğru koştum. Kapının önünde neredeyse sıkışıyorduk.
“Yavaş olsana gerizekalı,” diye tersledim Kaan’ı. Telefondaki, asalak
kocamdı. Kiracıların saat 16:30 gibi eve dekontlarını
almayageleceklerini söyledi, kapattı. Ellerim titriyordu. Ensem
ıslanmıştı. Kaan ve küçüğü kavgaya tutuştular.
“Beni oynatmıyor,” diye yakındı küçüğü.
“Aranızda anlaşın, beni bulaştırmayın.”
Kaan, küçük ağlarken yanından defolmasını söyledi. Küçüğü ona
sırnaşırken Kaan tokatı patlattı. Küçük ağlamaya başladı. İstemsizce
sırıttım. Sinirlerim gevşemişti. Küçüğü bana doğru koştu ve sarılmak
istedi. “Aranızda halledin dedim ya!” diye sert çıkıştım. Mutfağa
koştum. Hala büyük bir iştahla ağlıyordu. Onun hıçkırıklarına kulak
verirken içten içe kahkaha atmak istiyordum. Ama sadece kendi kendime
sırıtmaya devam ettim. Kaan’ın sesi duyuldu. Oyun sırasında
kulaklığındaki mikrofonla sanal arkadaşlarıyla konuşuyordu. Oyun ile
ilgili çeşitli talimatlar veriyordu. Kaan baskın karakterli bir çocuktu.
Anlaşamadıkları konularda babasını bile susturmayı başarırdı bazen. Ama
ne Kaan ne de küçüğü bana karşı gelemezdi. Böyle bir şeye cesaretleri
yoktu.
Havuçları ince ince doğrayıp tavaya atarken bıçağı hafifçe kollarımda
gezdirdiğimi farkettim. Bıçağı geri koydum. Başım ve kulaklarım
zonkluyordu. Sigara içmek aklıma geldi. Yemek yanmak üzereydi. Altını
kapamadım. İçeriden yine çığlıklar ve kavga sesleri yükseliyordu. O anda
canım sadece sigara içmek istiyordu. Balkona çıkıp sigaramı içerken
karşı apartmandaki balkonda gevezelik edenleri seyrettim. Çok boşboğaz
görünüyorlardı. O an elime Kaan’ın su tabancalarından birini alıp -bu
balkondan diğer balkona-üstlerine gizlice su fışkırtmak istedim. Birden
gözümden yaşlar damladı. Balkonda çömeldim. Sigarayı söndürdüm.
Hava kapalıydı, yağmurun habercisiydi. Bir hışımla kalkıp mutfaktan
salona doğru yürüdüm. Kaan ve küçüğü odasında kavgaya tutuşmuştu yine.
Kaan beni görünce kardeşini daha da hırpalamaya başladı. Çocuğun
saçlarına tırnaklarını geçirmişti. Bu çocuk sadist ruhluydu. Bana
çekmişti. Küçük, gözyaşları içinde hıçkırıyordu. Yanakları kıpkırmızı
olmuştu. Daha fazla dayanamayıp ikisini ayırdım. Kaan, beklenmedik bir
hareketle son derece doğal bir durumun önüne geçmişim gibi bana şaşkın
gözlerle baktı. Küçük, hıçkırıklar içindeydi. Sarılıp kafasını koynuma
bastırdım.
Yanaklarından yaşlar döküldü. Sarı saçlarını aralayıp kafa
derisini inceledim. Tırnak ve yara izleriyle doluydu. Şok oldum.
Yutkundum. Kaan’a “Bilgisayar sonsuza dek yasak sana,” dedikten
sonra, odama gidip aynamın önündeki, yaralar için kullandığımız kremi
getirmesini söyledim. Kaan şaşırmış bir surat ifadesiyle odasından
çıktı. Küçük belime sarıldı. Eğilip yanağından öptüm. Yanağında kırmızı
beş parmak izi vardı.
“Bu ne zaman oldu?” diye sordum. “Benim niye haberim yok?”
“Az önce oldu, gördün ya” dedikten sonra yine ağlamaya başladı.
İlk olarak edebiyathaber.com adresinde yayımlanmıştı: https://www.edebiyathaber.net/oyku-delilik-saatleri-ali-furkan-caliskan/
Yorumlar
Yorum Gönder